İçeriğe geç

Yazı

Serzeniş

Kendimi zaman zaman bir hayli çağının dışında kalmış fikirleri savunan veya davranışları uygulayan bir insanmış gibi hissederken buluyorum. Yaparken sorgulamadığım ve kişiliğimden bağımsız olmayan bu davranışların üstüne biraz düşündüğümde modern ve benden mutlu olduğunu düşündüğüm insanlar tarafından yapılmadığını fark ediyorum. Bunların normal olduğu, alışmam gerektiği ve hatta yapmam gerektiği sık sık telkin ve forse ediliyor ama ben yapamıyorum. Halen içine doğduğum internet çağını yeterince efektif kullanamıyor, her özel durum için WhatsApp grupları kurmayı akledemiyorum. En beklenmedik anlarda sevdiklerimi arıyor dert yanıyorum pek de müsaitlilerini sorgulamadan.

Olan şey aslında babamda ve annemde gördüğüm bir nesil öncesinin alışkanlıklarını terk edememek. Hiçbir zaman aşırı sosyal bir insan olmadım; insanlarla kolay kolay bağ kurmayan, buna mesai harcamak istemeyen bir yapım var. Bunların sonucu olarak muhtemelen yetişkin örnekliklerim her zaman bana akranlarımdan daha mantıklı ve tutarlı geldi. Zaten yeterince çok insanlarla bağ kuramamamın getirdiği etkileşim eksikliği inandığım "muhafazakar" kafa yapısıyla birleştiğinde büyüklerimin alışkanlıkları bilinç altıma doğru, "modern" ise kötü olarak kodlanıyor.

Mutluluk mevzusunda da aslında tek problem korumacı kafa yapım ve hareketlerim değil. Beni gerçekten bir şeyleri iyi etme takıntısı ve bunu yaparken en iyi yolu tercih etme baskısı günden güne üstümde biriken bir yük. İşin kötü yanı ben henüz hiçbir şey bilmiyorum. Her öğrendiğim beni hayret içine düşüren, ezberimi bozan bilgi kafamda yepyeni yazılara, sorulan sorulara sert cevaplara ve bir meclis içinde atılan tiratlara dönüşüyor. Ben kendime dertler ve çözülecek problemler üretme konusunda gerçek bir uzmanım. Ne yazık ki bu sorunum o kadar öteye gitti ki insanlar bile bazen için sorunları çözülecek objelere dönüşüyor. Bunu çözmekten şüphesiz çok zevk alsamda hem karşıdakime hem de kendimi yol boyu eziyet çektirdiğimin farkına ancak iş bitip de geriye baktığımda anlıyorum.

Yine de beni en çok mutsuz yapan şey bu değil. Bu konu ancak beni mutsuzluktan alı koyan şey olabilir. Beni asıl mutsuz yapan şey uykularımı kaçıran problemlerin, dertlerin ve çözüm yöntemlerinin; gözlemlediğim insanları neredeyse hiç alâkadar etmemesi. Bunları görüyor, anlıyor ve düşünüyorum diye algım anormalmiş ve hatta bozukmuş gibi davranılıyor. Çevremden sık sık tatlarını kaçırdığıma dair şikayet alıyorum ya da beni daha iyi tanıyan ve kırmak istemeyenler tarafından geçiştiliyorum.

Daha kötüsü insanlar onları uyandırmamı ve problem üretmemi istememelerine rağmen problem çözme yeteneğimi kullanmak da istiyolar. Beni yeterince iyi tanıyan ve bu özelliğimi suistimal edip sanki sorumluluğummuş gibi sorunlarını çözdüren yakınlarımdan tutun da bir sorunumuzu ortadan kaldırmaya çalışırken umursamayan arkadaşlarıma kadar birçok insan var çevremde. Ben bu çözüm üretme işinde her ne kadar iyiysem de bir topluluğun sorunları bazen yalnızca beni ilgilendiriyormuş gibi davranılıyor ve çözmem gerektiği doğrudan bana hissettiriliyor. En büyükten en küçüğe, milletten umuma kadar indirgenmiş sıkıntıları kendime sıkıntı ederken karşımdaki kişi ve kişilerin yan yüzlerini bana dönerek kulak arkası etmesi, kendilerini düşünenin de bir mahluk olduğu gerçeğini unutmaları şahsımın yegane tasa kaynağıdır.

Bu durumunda modern hayatla alakası şudur: Bazen benim de artık bunları anlatmam ve içimi dökmem gereken, bildiğim hiç kadar bilgiyi en azından beni anlayarak dinleyen insanlara anlatmam gerek. Herkes bu hayatın keşmekeşinden bir dakika beni dinleyemiyor ya da bilmek derdinden muaf olmak istiyorlar. İçimden tefrikalar yazmak geçse de aklımdan geçen ilk kelimelerle yazdığım şu adi yazı bile modern hayatın derdiyle dertlenen insanlar için dili ağır ve karmaşıklığı açısından okuması zor bir metin gibi gelecektir. Doğduğum çağın gerisine doğru büyüdüm ve nasıl kendimi ifade edeceğimi bilmiyorum.

Bu ifade edememe durumu ben her yeni bilgi edindikçe gitgide büyüyen bir sarmaşık gibi. Başlarda bahsettiğim muhafazakar kafa yapım doğrudan geçmişe ve büyüklere koşulsuz bağlılıktan ibaret değil. Çocukluğumdan itibaren hiçbir zaman çok geniş bir arkadaş çevrem olmadı demiştim ya onun etkisi olarak akranlarımdan ziyade kendi kendime ve ailemle büyüdüm, dediklerine göre düzgün aile terbiyesi aldım. Bunun sonucu olarak onları sık sık görüş olarak eleştirsem de şemalarının dışından dünyaya bakmakta zorlanıyorum. Her yeni gözlemim ve kitabi bilgimle ise ben kendimi tastik ediyorum. Kendi neslimdense sonuç olarak daha da uzaklaşıyorum. Bu tastik durumu objektif olarak benim iç dünyamın doğru olduğu anlamına gelmese de bu döngüden kendimi çıkaramıyorum da.

Anlattıklarımı toplamak gerekirse ben kişilerin dertlerini dertlenip bunu kendi yöntemlerimle çözme konusunda yetenekli ancak bunu yaparken bu dertleri her paylaşmak istediğinde dışlanan bir çağ dışı figürüm. Yöntemlerim, dertlerim çağın hızının gerisinde kalmış, kimsenin bunları düşünmeye vakti kalmamış, yalnız geriye münferit bir ordu kalmış. Herkes pür dikkat önlerine bakarken ben herkese bakmaktan yolumu kaybetmek üzereyim. Baktıkça da kendimi yanlışlamayı bırak yaptığımı haklı çıkaracak şeyler buluyorum. Mutsuzum ama şikayetçi değilim. Yalnızca topluma kırgınım.

Sözün özü; ben hâlâ gelen her mesaja müsait olduğumda değil gördüğüm ilk anda dönen, at gözlüğüyle dünyayı görmek isteyen akranlarının aksine tüm algımla inceleyip yarattığım bataklıkları kurutmak isteyen, bunu yaparken de sorumlu olduğum için değil yalnızca istediğim için yaptığımın anlaşılmasını isteyen, yaşadığı yüzyılın içinden sıyrılmak isteyen bir "modernite" düşmanıyım. Artık şunu biliyorum kimse beni dinlemek istemiyor olsa bile kalabalıklar içinde sesi kısılmak istenen avaz olmak benim en büyük gayemdir. Sonu bu dünyada hicran dahi olsa, uykusuz gecelerin ahdinin altına imza da olsa mükafatının ahirette olduğuna iman ettim.

— Kochi Chef

Yorumlar

Yorum bölümü henüz açılmadı. Düşüncelerinizi iletişim sayfasından bana yazabilirsiniz.