İçeriğe geç

Yazı

Bir Terakki Dini Olarak İslam

Her dogmaya dayalı basmakalıp inanç beraberinde sabit fikirler getirir. Bu fikirler değişen, dönüşen ve evirilen dünya içinde zamana yenik düşer. Dünya ile birlikte evirilen insan kalbi geçmişin bazı normlarını önce terk etmeye sonra dışlamaya başlar. Günümüz teknoloji çağında bu normların değişim hızı artık bir insan ömründen bile kısa. Gelenekler ve ideolojiler çok hızlı şekilde ya Asr’a ayak uyduramayıp yok oluyor ya da dönüşüyor. Ancak doğal bir süreç olarak gelişime ayak uydurabilen, özünü kaybetmeden evirilmek yerine terakki gösterebilen fikirler ayakta kalıyor. Bu noktada da semavi dinlerin sonuncusu olan İslam karşımıza çıkıyor. (Diğer dini inançların neden evirildiğine dair kanıtlar yazıyı bir hayli uzatacağından bu yazıda ele alınmamıştır.)

Bu girizgahtan sonra başlığa da adını veren ana konumuza gelecek olursak; İslam neden terakki dinidir? İslam’ı terakki dini yapan başlıklar, güncelliğini koruması, gelişmesi ve gelişmeyi teşvik etmesi olarak sıralanabilir. Lakin önce bir şeye açıklık getirmekte fayda var. Nedir bu sürekli gevelediğim terakki.

Terakki

Arapça kökenli tırmandı anlamına gelen رَقِيَ kökünden türemiş terakki kelimesi kelime anlamı olarak yükseliş, ilerleyiş anlamına gelir. Kelimeyi daha iyi anlamak için ne olmadığını konuşarak başlayalım. Terakki bir inovasyon süreci ile tanımlanamaz, inovasyon temel itibari ile güncel bir soruna yeni bir çözüm yolu getirmeye verilen isimdir ancak konumuz olan terakki bunun aksine mevcut bir durumu yükseltmek, ilerletmek anlamı taşımaktadır. Ayrıca inovasyon gibi içi boş bir materyalist gelişimle kısıtlanamaz terakki; düşünceler, devletler, duygular ve hatta dinler terakki gösterebilir. Terakki ayrıca değişim değildir, değişen şey her zaman gelişmek zorunda değildir çünkü. Hatta gelişim de her zaman terakki değildir çünkü gelişen şey de her zaman yükselmeyle, ilerlemeyle değil bazen kökten bir devrimle gerçekleşir.

Ayrıca terakki alelade bir şeyin gelişimi gibi motivasyonu gelişimin kendisi olmak zorunda değildir. Terakki öyle bir şeydir ki mevcut bir olgunun kendinden sonra oluşup evirilen bir olguyu kendi özünü bozmadan geliştirerek bünyesine katıp o olgunun daha da gelişmesini sağlayabilir, evirilen olguyu geçirdiği başkalaşım yüzünden dışlanmasını da sağlayabilir. Bunların hepsinin sonunda ne olursa olsun özünü kaybetmeyen o ilk olgu terakki etmiş olur. Yani terakki edebilen bir şeye sahipseniz ona sıkı sıkıya sarılmanız sizin için hayırlı olandır, çünkü terakki ivmesi gösteren o şey ne olursa olsun kendini yüceltecektir, kendiyle beraber geleni de aynı şekilde. Yanında olup olmamak, bu durumun farkına varıp beraberinde olup olmamak insanın tercihi, imtihanıdır.

Önceki paragrafta verdiğim tanımı biraz somutlaştırmak gerekirse, örneğin yapay zekalar şu an müthiş bir gelişim gösterdiği tüm dünyanın malumu. Ancak yapay zeka hakkındaki etik tartışmalar, insan beyninin gelişimine verebileceği zararlar hakkındaki tartışmalar, ilerde insanlığa verebileceği zararlar hakkındaki tartışmalar, insanların zorluk karşındaki sebat yeteneğine verdiği zararlar hakkındaki tartışmalar… bu liste uzar gider beraberinde bir çok riskle geliyor. Kendi gelişimini dışarıya aks ettirme, başka alanlara yaptığı katkılara bakıldığında yücelme ve yüceltme konusunda birçok sorunu olduğu anında göze çarpıyor.

Bir tane de terakki örneği incelemek gerekirse buna da örnek olarak; insanlar tarafından ahlakı, çalışkanlığı, doğru sözlü oluşuyla, çalışkanlığıyla örnek gösterilen bir genç hayal edelim. Bu öyle bir genç olsun ki çevresindeki insanlar tarafında temiz yüreklilikle gıpta edilen, hakkında yalnızca ondaki bu ışığı göremeyenler tarafından fesat çıkarılan biri olsun. Onun yardımsever ve kibirden uzak bu tavrı sayesinde etrafındaki insanlar da ondan yardım alırlar, onu örnek alırlar sonucunda onun hem onlara kattığı bilgilerle hem de çalışma erdemiyle daha başarılı olabilirler derslerinde. Ancak onun hakkında fesatlık çıkaranlar, kalpleri yanlış yönde evirilmiş olanlar, hem bu cevheri zayi etmiş olur hem de kendileri onun etrafında kümelenen bu insanlar tarafından dışlanmaya maruz kalırlar. Sonucunda cevher parıltısından bir şey kaybetmez ve terakkisine devam eder.

İşte şimdi en kritik noktaya geliyoruz “Beşer şaşar”. Bu idealize ortamda hayal ettiğimiz örnek genç gerçekte karşılaşması zor bir varlık. Bulduğumuz zaman dahi hayatının tamamını bu şekilde geçirebilmesinin herhangi bir garantisi olmadığını göz önünde bulundurmak gerekir. İnsanın çevresinde böyle güçlü terakki kaynakları olması onun için çok güzel bir motivasyon kaynağıdır ancak şunu unutmamalıdır ki bu durum sonsuza dek sürmeyebilir ve zamanı geldiğinde bu birlikteliği artık bitirmek gerektiği zaman içindeki o terakki ruhunu kaybetmemeli.

İslam Terakkisi

İnsan yapısı gereği aynı örnekteki örnek genç gibi her zaman yaşayamaz. Bunun için içten gelen bir motivasyona her zaman ihtiyaç vardır, Yahudi psikiyatrist Viktor Emil Frankl’ın meşhur kitabı İnsanın Anlam Arayışı’nda bu ihtiyacı Nazi toplama kampında arayan Frankl kendini umuda bağlar ve oradan çıkınca motivasyon kaybı yaşar. Bunun üzerine kendi tedavi yöntemi olan “Logoterapi” yöntemini geliştirir. Ancak bu bulduğu yöntemde aklıma iki şey takılmıştır; kendisi hayat anlamını kaybeden insanlara başka geçici anlamlar bulur ve bunu her anlam kaybolduğunda yeni anlamlarla doldurmaya çalışır. Her şeyiyle anlamsız bir hayat olamayacağının farkındadır lakin her anlamın insana aynı motivasyonu verip veremeyeceği konusunda herhangi bir akıl yürütme yapmaz kitap boyunca. İkincisi ise hem insanın özü için hem de toplum için bir insanın yalnızca yaşam motivasyonu bulması yeterli midir?

Tam bu noktada bu soruya kendimce bir çözüm ürettim; öyle bir şey bulalım ki bu şey hem hiç kaybolmasın ve anlam derinliğini aynı şekilde korusun hem de bizi yalnızca yaşama bağlamasın bizi aynı zamanda yüceltsin, yaşarken yerimizde saymaktansa ilerletsin. Evet cevap “İslam”. Yüce dinimiz tepede saydığımız hiçbir alanı boş bırakmıyor. Üstüne üstlük benim hayatımda deneyimleyip gözlemlemediğim daha birçok alanı da kapsıyor. İslam diğer tüm motivasyonların aksine insan beyninin hayatının merkezine yerleştirip yüceltip kendine “anlam” bellediği her şeyin aksine kendisi insan faktöründen bağımsız yücedir. Yalnızca bize anlam sağlamakla kalmayıp bize aynı zamanda sınırsız bir terakki imkânı sağlıyor.

Aynı zamanda İslam çevresinde evirilen her şeyi süzgeçten geçirip özünü koruyarak kendini de daha yüceltmeye hep devam ediyor. Bu sayede anlam derinliğini sürekli koruyor ama buna rağmen derinleşmeye devam ediyor. Bu da yine tepede belirttiğim diğer olguyu kanıtlar nitelikte. Terakki edebilmemizi sağlayan dinimiz aynı diğer tüm ilerleyiş sağlayan olgular gibi kendi de sürekli bir devinim halinde. Hiç bitmeyen yükselişi ve yükseltişi hasebiyle İslam için “Mutlak Terakki” sahibi demek abartı olmaktan ziyade sözlerin kifayetsizliğinden eksik bir tabir sayılabilir.

Terakki Nereye?

Hayatta konulan çoğu hedefe ulaşmanın bir yolu veya o hedefi artık ulaşılamaz kılan olaylar vardır. Bazen de insan hedefini değiştirebilir ya da tamamen terk edebilir. Ancak İslam’da hedef daima sabit kalır ve asla tamamen ulaşılamaz. Her zaman bir adım ötesi, yapılacak daha iyi işler vardır. İnsan Allah’ın rızasını nasıl kazanacağını daha doğru ifadeyle kazanıp kazanamayacağını bilmez. Kazanmak için ona gösterilen yolda sürekli yürümeli ve didinmelidir. Hedef bireysel anlamda her zaman daha iyi biri olmak, Allah’a daha iyi kulluk etmektir. Bir ümmet ülküsü olarak da hedef on dört asır öncesine dayanır. Asr’ı Saadet’e…

Lakin unutulmamalıdır ki yazının başından sonuna kadar hep üstünde durduğumuz gibi terakki bireysel değil ümmetçe olmalıdır. Yalnızca kendinizi iyi etmeniz yeterli gelmeyecektir. Yine unutulmamalıdır ki İslam bir ruhban dini değildir. Birlikte yaşamamıza vesile olan güç, varlık, ilim ve sevgi gibi dünyevi şeyler de ümmetin barış ve huzuru için önemlidir. Bundan dolayı bizler önce kendimizi ve sonra da ümmeti kalkındırmak için de mücadele etmeliyiz.

Terakki Dinine Karşı Sorumluluğumuz

Önceki bölümlerden birinde de belirttiğim gibi bizim bu apaçık terakki yolunu görüp ona iman etmemiz imtihanlarımızdan biri. Bazen Müslüman olan bizler bize yüceltilme nimetini veren dinimizin bu yönünü unutup sanki onun şerefinden bağımsız ilerlediğimiz gafletine kapılıyoruz. Yazının buraya kadarki bölümü size bunu hatırlatıp, gafletten uyandırıp farkındalık kazandırmaktı. Bu bölümde ise “Zihnimizi çalıştırarak bu gafleti def ettiğimiz taktirde de bizi bekleyen şey nedir?”. sorusunun yanıtını arayacağız.

Bizim hiçbir hak talebimiz olmaması rağmen bu nimeti veren Rabbimize ne kadar hamd etsek az olacaktır, bu etraflıca düşünen aklı selim tüm müminlerin aynı bahsi geçen terakki nimeti gibi tüm nimetler konusunda ortak fikridir. Ve yine her mümin Allah’ın nasip ettiği nimetlerin takvasını yine nimetin öznesi olan şeyle yapar. Yani takva sahibi bir mümin parası varsa infak ve sadakayla bunu yerine getirir, gücü kuvveti yerinde olan çalışır çabalar, çocuklu çocuğunu ümmet adına salih bir birey olması için yetiştirir… Örneklemi bunun say say bitmez. Peki saydığımız bu nimetlerden ayrı olarak kendiyle beraber her şekilde tüm varlığı yücelten ve bu özelliği ile tüm müminlerin yapmakla terakki dini karşısındaki mükellef olduğu sorumluluğu nedir?

Artık bu bölümden sonra dinimizi bize yansıtan birincil kaynaklar olan ayetler ve hadisler üstünden yüklenen bu sorumluluğu inceleyip icrası nasıl yerine getirilmeli onu anlamaya çalışacağız. Ancak buna başlamadan önce yalnızca basit bir akıl yürütme ile nimetin sorumluluğunu yine kendisiyle yerine getirme fikrinden yola çıkarak basitçe şunu diyebiliriz “Dinimizi yüceltmek için elimizden geleni yapmalıyız.”. Aklınıza “Bu kadar engin bir dinin benim gibi aciz bir kulun terakkisine ihtiyacı mı var?” ya da “Benim terakki çabam dinin engin bir okyanus gibi olan dine ne katabilir ki?” gibi sorular aklınıza takılabilir. Aslında cevapları basit, dinin değil senin ve çevrendeki toplumun – Müslümanların – ihtiyacı var, İslam’a pek bir şey katmaz ama sana çok şey katar. Bu çaba sonucunda Allah’ın izniyle hem Dünyadaki kıymetinizi hem de Allah huzurundaki kıymetinizi artırabilirsiniz.

Bu açıklamadan da sonra artık ayet ve hadislerle bağlamı akılla kavradığımız şeyin nakildeki konumunu belirterek yazıyı sonlandıracağız.

Mücadele Suresi 11. ayette “Ey iman edenler! Size, bulunduğunuz toplantılarda “Yer açın” dendiğinde yer açın ki Allah da size genişlik versin. “Davranıp kalkın” dendiğinde de kalkın ki Allah içinizden (gerçekten) iman etmiş olanları ve ilim sahibi olanları yüksek derecelere çıkarsın. Yapıp ettiklerinizden Allah tamamen haberdardır.” buyurulmuştur. Ayette geçen meclis bahsi peygamberle sahabe arasında geçen bir olaya istinaden inmiş ve savaş gazilerine yer verilmesini öğütlemiştir. Ancak ayetin verdiği temel mesaj iman etmiş insanların buna uygun şekilde adabı muaşeret kurallarına uyması öğütlenmiştir.

Taha Suresi 114. Ayette ise “Gerçekliğinde şüphe bulunmayan, her şeye hükümran olan Allah yüceler yücesidir. Sana vahyi tamamlanmadan Kur’an’ı okumada aceleci davranma ve “Rabbim! İlmimi arttır” de.” buyurulmuştur. Ayetin başındaki Allah’ın hazreti peygambere öğüt olarak verdiği öğüt aslında namazda veya günlük hayatta Kuran okuyan biz Müslümanlara da bir öğüttür. Ayetin sonunda geçen dua ise yazının ana fikri niteliğinde. İslam nimetiyle şereflenmiş bir insanın Allah’tan ilmini artırmasını dilemesi ve bu ilmi yine onun yolunda kullanmayı dilemesi, terakki dininin anlamını ve ona karşı sorumluluklarını kavramış bir müminin dileği olabilir ancak.

Hepimizin bildiği bir hadis olan "Kuvvetli (güçlü) mümin, Allah katında zayıf müminden daha hayırlı ve daha sevimlidir..." (Müslim, Kader, 34) hadisinde de güçlü olmak için gayret etmeyi peygamberimiz öğütlemiş, Müslümanın dünyevi terakkisine dikkat çekmiştir.

Bir başka hadiste de peygamberimiz "Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır." (Müslim, Zikir, 38) buyurmuş ve İslam’da bilimin önemine vurgu yapmıştır. Birçok alanda olduğu gibi Müslümanların bu alanda da kendilerini geliştirmelerini öğütlemiştir. Onların Allah’ın verdiği akıl nimetini zayi etmeden kullanmalarının mükafatını müjdelemiştir.

Son olarak da şu hadise değinerek sonlandıralım. "Şüphesiz ki Allah, herhangi birinizin yaptığı işi en iyi, en sağlam ve en kaliteli şekilde yapmasından hoşnut olur." (Beyhakî, Şuabü'l-İmân, IV, 334) burada ise Hz. Muhammed Müslümanların birbirlerine karşı dürüstlük sorumluluğundan bahsetmiş, ayrıca bir kimsenin yaptığı işte kendini geliştirmesi ve yapabileceği en iyi şekilde yapmasını öğütlemiştir.

Bu ayet ve hadislerden de anlaşılıyor ki insanın Allah’a karşı ibadetlerini yerine getirirken de ümmete karşı dürüst ve merhametli davranırken de her zaman şimdi olduğumuzdan daha düzgün davranışlar sergileyebileceğimiz, bunu da yapmamız gerektiği bildirilmiştir. Hem dünyevi hem de manevi işlerimizde bunu dikkate alarak hareket etmemiz gerektiği buyurulmuştur.

Sonuç

Yazının sonuna geldiğimizde şunu rahatlıkla söyleyebiliriz artık “Bu konu neredeyse hayatın her alanını kapsayan gerçekten uzun ve üzerine kafa yorulması gereken bir konu.”. Neredeyse yaptığımız her ibadette, her davranışta, her sözde bir terakki mümkün, bunu görmüş olduk.

İslam’a hizmet etmek adına her daim kendimizi geliştirmeye, İslam’la birlikte terakki etmeye gayret etmeliyiz. Ümmet olarak Asr’ı Saadet ümmetini kendimize örnek almalı onlar gibi bir ümmet olmak için ahlaken toplumumuzu geliştirmeliyiz. Dinimizin her alanında yer alan bu nimete ve onun getirdiği sorumluluklara kör kalamayız. Rabbim hepimizi terakki nimetiyle mükafatlandırsın ve bu nimetin bilincinde olmayı nasıp etsin.

— Kochi Chef

Yorumlar

Yorum bölümü henüz açılmadı. Düşüncelerinizi iletişim sayfasından bana yazabilirsiniz.